13/12/2008 - Eğİn FıKrAlArI
EĞİN YÖRESİ FIKRALARINDAN ÖRNEKLER 
Kaynak olarak :Kemaliye Kaymakamlığı Sorumluluğunda 1996 yılında derlenen ve basımı yapılmış : Her yönüyle Kemaliye (Eğin) Kitabı Sayfa 463-473 den alınmıştır. Eğin'den Ne Çıkar? Askeri garnizonda komutan, askerleri toplamış, sorular soruyordu: - Oğlum, sen nerelisin? - Bursa'lıyım komutanım. - Bursa'dan ne çıkar? - Şeftali çıkar komutanım. - Oğlum sen nerelisin? - Zonguldak'lıyım komutanım. - Zonguldak'tan ne çıkar? - Kömür çıkar komutanım. - Oğlum sen nerelisin? - Antalya'lıyım komutanım. - Antalya' dan ne çıkar? - Portakal çıkar komutanım. Ve sıra Eğinli askere gelir: - Oğlum, sen nerelisin? Eğin'liyim komutanım. - Peki, Eğin'den ne çıkar oğlum? - Adam çıkar komutanım. Komutan bu cevaba kızar: - Ne demek, adam çıkar oğlum? Eğinli askerin cevabı şöyle olur: - Şeftali için toprağı, kömür için madeni olmayan yerde ne çıkar komutanım .. . Okuyup memlekete yararlı adam yetişir! .. Bu cevap komutanın hoşuna gider ve talimatını verir: - Bu Eğjnli'yi alın, karargaha yazıcı yapın! . Fıkra, kısa ve özlü anlatımı olan nükteli öykülerdir. Derin bir hikmet ve ibreti içine alan ve eskilerde kıssa denilen kısa öykülere de fıkra denir. Kemaliye (Eğin) için söylenmiş çok sayıda fıkralardan bir kaçını aşağıya alıyoruz. Eğinli ile Şeytan'ın Ortak Oluşu Eğinli ile şeytan, ziraat yapmak için ortak olmuşlar. Şeytan: - Bu yıl, öyle bir ziraat yapalım ki, toprağın altı benim, üstü senin olsun demiş. Eğinli, buğday ekmiş. Toprağın üstü buğdayı almış. Şeytan'a da toprağın altında çöpleri kalmış. Şeytan buna kızmış ve Eğinli'ye: - Beni aldattın, yeni ziraatde toprağın altı senin, üstü benim olsun demiş. Mutabık kalmışlar. Eğinli bu kez toprağa patates ekmiş, dönem sonunda toprak altı patatesi Eğinli olmuş, üstünün otu da Şeytan'a kalmış. Şeytan, buna da çok kızmış, Eğinli ile kavgaya tutuşmuşlar. Sonunda Eğinli, Şeytan'a uzun bir sırık vermiş, kendisi de kısa bir sopa almış ve dar bir sokağa girmişler. Şeytan, dar sokakta uzun sırığı çevirip, Eğinli'yi dövene kadar, Eğinli, kısa sopası ile şeytanı dövmüş. Şeytan: - Yine beni aldattın, sopaları değiştirip kavga edeceğiz ... , deyince, Eğinli, elindeki kısa sopayı şeytana vermiş, uzun sırığı kendisi almış, bu defa geniş bir meydanlığa çıkmışlar. Sonunda Eğinli, uzun sırıkla şeytanı yine dövü.nce, şeytan ağlamaya başlamış ve: - Hey Allah'ım! .. Madem ki Eğinli'yi yarattın, bana ne gerek vardı? Beni yarattın, Eğinli'ye ne gerek vardı? diye Allah'a sitemde bulunmuş. Yine bir inanışa göre, Şeytan, Selanik'te doğmuş, Kayseri'de okumuş, Eğin'de kaybolmuştur. Kasapla-Kömürcü Eğinli kasap, ölürken oğluna: Evlat, ben ölüyorum. Sana da bir emri-hak (ölüm) olursa, gelir beni cennette ararsın diye vasiyette bulunmuş. Bir süre sonra oğlu da ölür ve doğrudan babasını cennette aramaya gider. Cennetin kapısında bulunan nöbetçi Arnavutlar oğlanı içeri sokmazlar. Ve oğlana, soru sual açarlar. - Bre baban nereliydi diye sorarlar ve Eğinli olduğunu öğrenince de: - Ne iş yapardı? - Babam kasaplık yapardı. Arnavut kapıcı bu cevaba çok kızar ve hemen ilave eder: - A bre delikanlı, mori baban Eğinli ola, kasap ola, cennette ola ... Yok öyle bir şey, sen git onu cehennemde ara der, çocuğu geri çevirir. Eğinli delikanlı, cehenneme gider ve bakar ki, babası katrana batmış. kazanda kaynıyor. Babasına seslenir: - Baba! bu ne haldir? - Sorma oğlum, ayağımın altında Eğinli kömürcü var, beni durmadar: çekiyor. Bir türlü çıkamıyorum, ancak başımı kurtarabiliyorum!.. diye bağınr. Kömürcüler de aynı fıkrayı, kasabın kendi ayağının altında olduğunu söyleyerek anlatırlar. Ancak Cehennemde Bulamazsın İstanbul'da ticaretle uğraşan Eğinli'nin dükkanına bir müşteri gelir. Alış verişten sonra, dükkan sahibine nereli olduğunu sorar. Eğinli olduğunu öğrenince de: - Yahu, nereye gitsem bir Eğinli ile karşılaşıyorum, der. Eğinli dükkan sahibi derhal cevabı yapıştınr: - Efendim! .. Ancak cehenneme giderseniz, Eğinli'yi bulamazsınız! Mahdi Ninenin Gelini Mahdi ninenin gelini devamlı kız doğururmuş. Gelin yine gebe kalmış,. oğlan çocuğu bekleniyormuş. Doğum zamanı gelmiş, yine kız doğmuş. Doğumu yöneten ebe duramamış bağırmış: Ey Mahdi gel, Mahdi gel Allah evin yıktı gel Biz oğlana bakarken Kızın sesi çıktı gel. şiiriyle, Mahdi nineye kötü bir müjde vermiş. Bir Uygarlık Örneği Hemşehrimiz Eskişehir Valisi Ali Fuat Güven'den bir sohbet anında naklettiği, Kemaliye'nin yanm asır önceki tarihlerde (Aslında, çok daha eskilere dayanır), ekonomik, kültürel ve sosyal hayatın hangi seviyelerde olduğunun güzel bir kanıtı olması nedeniyle aynen yazıyorum. Ali Fuat Bey, 1992 yılında, Eskişehir'e Vali olarak atandıktan sonra, bir kişi ısrarla, randevu almak için özel kaleme müracaat ediyor ve Kemaliyerde askerlik yaptığını beyan edince, Ali Bey görüşmeyi kabul ediyor. Ali Osman Aydın adındaki şahıs, 1940'lı yıllarda Kemaliye'de askerlik görevini ifa ettiğini ve benliğinden hiç silinmiyen yeşilliği, sulan, güzelliği, şehrin çok temiz pak oluşu, yanında insanlann çok medeni ve temiz giyimleri olduğunu ve orada çok şeyler öğrendiğini beyan ediyor. Hatta uzun süren askerlik görevinden dönerken, başka yerlerde çok nadir görülen kunduracılara yaptırdığı bir çift kundura ve aynca terzilere yaptirdığı takım elbiseyi de beraberinde getiriyor. Günümüzde ancak gelişmiş bir ilçe için normal sayılabilecek bu özelliklerin, bundan yaklaşık 56 yıl önce Anadolu'nun ücra bir köşesinde yaşanıyor olması, Kemaliye'nin ayncalığını kanıtlamaya yetiyor. İftihar ettiğimiz Eğin'imiz, böylesine köklü bir geçmişin temelleri üzerinde duruyor. (*) Kaynak: Mahmut Efeoğlu Bizde de insan yetişir Kemaliye'nin Malatya iline bağlı olduğu 1935'li yıllarda, Kemaliye'den İl Genel Meclisi Azası olarak görev yapan Şırzı (Esertepe) Köylü Hacı Ali Bey ve diğer kazalardan Pötürge, Kahta, Arapkir, Hekimhan üyeleri ile birlikte İl Genel Meclisi'ndeki bir toplantıda, zamanın Valisi Nevzat Tandoğan, bütün üyelere tek tek memleketinde yetişen ürünler hakkında bilgi açısından sual tevcih eder. Memleketlerinde neler yetiştiğini sorar, oradakilerden kimisi buğday. kayısı, tütün vesaire gibi çeşitli cevaplar verirler. "E Hacı Ali Bey, sizde ne yetişir?" diye sorduğunda, "Sayın Valim, bizde de insan yetişir" diye cevaplar. (*) Hanimik Bibinin Duası Kemaliye-Arapgir şosesi açılırken, yol güzergahı bibinin bahçesine rastlar. Hanimik bibi, bağını vermek istemez ve amelelerin başındaki mühendise şöyle seslenir: Mühendis geliyor yolda yorula Attan düşüp bacakları kınla Ben bağıma bunca emek çekmişim Dilerim boynuna yılan sanla. Mühendisten ümidi kesilen bibi, bu sefer de, yollan yaptıran dönemin Belediye Başkanı İbrahim Bey'e gelir ve şikayetini bildirir: Devlet bağı aldı, vergi vermeyiz İnşaallah ki acımızdan ölmeyiz Mevlam baksın fukaranın yüzüne Duman çöksün ağalann gözüne. Nüktedan bibinin bu sözleri, yol güzergahının değiştirilmesine ve böylece bağının kurtarılmasına neden olur. Tarla Mahsul Vermedi . Dönüşünde Yine Kaz Yeni evlenen Eğin'li delikanlı, az zaman sonra askere alınmış. Ancak sürekli gözü arkada düşünüyormuş, acaba çocuk var mı, yok mu? Sormak için büyüklerinden sıkıldığından, mektupla sorup öğrenmeye karar vermiş: Haydi mektup var gel Tez haberler al da gel Bir iken iki olduk Üç oldu mu sor da gel? Babası durumu hemen anlamış ve cevabı şu olmuş: Bir dalda iki kiraz Böyle mektup yine yaz Tarla mahsul vermedi Dönüşünde yine kaz ... ,*) Kaynak: Mahmut lifeoğlu Kahve ile Tütün Konuşuyor Eğinli yaşlılar, sabahleyin kahvede kahvelerini içerken şu mısraları okurlarmış: Kahveyi ruhi siyahım şifa verir bedene Hak, lanet eylesin duhanı icat edene. (*) Bunu duyan tütün tiryakisi de karşılık olarak şöyle cevap vermiş: Erken kalkar içerim duhanı, çekerim acısını Tütüne laf atanın, öldürürüm kara bacısını. Pek İyi Babam, Kökeri de Sana Verdik Vaktiyle, İstanbul'da sefalete düşen Eğinli'nin biri, memleketteki arazilerini satmak için ihaleye çıkarmış. Cumikbaşı, Tapubaşı, Baltataşı, Angin ve İskele hudutlarında bir çiftlik diye satış yapmış. Diğer bir Eğinli, işin bir yalan olduğunu bildiği için: - Yahu, peki ama, bu paraya bu kadar yer verilir mi? Neyse ki, kökeri satışa katmamışsın! .. deYince, alıcı bunda bir iş var, esas iYi yeri bana vermemiş diye almaktan vazgeçerken; Eğinliler: - Pek iYi babam, kökeri de sana verdik diye alıcıyı ikna etmişler. (**) Gelin-Kız Tartışması Suya gider ak elinde tası var, Ben de bilmem şu gelinin nesi var, Bir kızınan, bir gelinin besti var, İkisi de bir oğlanın üstüne. Yaylanın yolunda koçu katarlar, Kızınan gelini bir mi tutarlar, Kız oğul balıdır yağa katarlar, Var git gelin var git almam ben seni. Gelin der ki benim altın başım var, altın baş altında hilal kaşım var, Kız senin bir gecelik işin var, Ertesi gün kervan geçer yololur. Kız da der ki ay gedikten aşmaz mı, Doğup doğup yarı yerde kalmaz mı? Benim bir gecemi senden sormazlar, Adımın kızlığı ömre yetmez mi? Gelin der ki yanağırndan kan akar, Hilal kaşlarım cihanı yakar, Kız sen daha çocuksun sana kim bakar, Yiğit yaslanacak kollar var bende. Kız da der ki, yüce dağda danm var, Küçüceğim büyümeye çağım var, Alem bilir el değmedik bağım var, Var git gelin var git alma yarımı. (*) Duhan: Tütün (**) Köker: Balık avlanmaya yarar bir gereç. Kız da der ki, bir kulem var yapılı, Alem bilir yedi demir kapılı, Akgöbek altında saray yapılı, Var git gelin var git alma yarimi. Oğlan der ki, kız ile gelin sevilin, Kolu kola takın da karşıma gelin, Her ikinizi de Allah bana verdi, İkinizde de yerim var benim. (*) Gelin-Kaynana Tartışması Gelin: Kaynanayı netmeli, Merdivenden itmeli, Paldur, küldür giderken, Arkasından gülmeli. Kaynana: Konsol üstünde pekmez, Kimse nazını çekmez, Oğlumun aldığı maaş, Senin süsüne yetmez.
|